HACCIN FAZİLETİ

HACCIN FAZİLETİ

فيهِ ايَاتٌ بَيِّنَاتٌ مَقَامُ اِبْرهيمَ وَمَنْ دَخَلَهُ كَانَ امِنًا وَلِلّهِ عَلَى النَّاسِ حِجُّ الْبَيْتِ مَنِ اسْتَطَاعَ اِلَيْهِ سَبيلًا وَمَنْ كَفَرَ فَاِنَّ اللّهَ غَنِىٌّ عَنِ الْعَالَمينَOrada apaçı‎k alâmetler, İbrahim’in makam‎ vardı‎r. Kim oraya girerse (taarruzdan) emin olur. Ona bir yol bulabilenlerin (gücü yetenlerin) Beyti hacc (ve ziyaret) etmesi Allah’‎n insanlar üzerinde bir hakk‎dı‎r. Kim küfrederse şüphesiz ki Allah âlemlerden ganî (müstaًnî) dir.(Âl-i İmran, III, 97)

Bu emir doğrultusunda o günden bu güne renkleri, dilleri, ülkeleri ayrı fakat inançları aynı müslümanlar, büyük topluluklar halinde hac yolculuğuna çıkmışlardır.

Müslümanlar vahyin, Cibril’in indiği, Hz. Peygamber ve arkadaşlarının gezip dolaştığı mübarek toprakları dünya durdukça ziyaret edecekler, oralarda inançlarının hazzını yaşayacaklardır

Gücü yetenin, ömründe bir kere Kâbe’ye gidip, oraya mahsus ibadetleri yapması farzdır. Daha sonra yapılan haclar nâfile olur. Farz olan hacca gitmeye çalışmalı! Bir kere farz olan haccı yapmak, 20 kere Allah yolunda savaşmaktan daha sevabdır. Hadis-i şerifte, (Hac, suyun kirleri temizlediği gibi, günahları yok eder) buyuruldu. (Taberanî)

Ancak unutulmamalıdır ki haccın mebruriyeti, daha çok hac sonrasında görülen müspet tavır ve davranışlarla ölçülmektedir. O halde bu tür davranışların sürekliliği, hacdan beklenen ferdî ve sosyal faydanın temini bakımın dan çok önemlidir. Gerçek hac, Allâh’ın sonsuz rahmetinin tecellî ettiği, mağfirete nail olan müslümanların derin bir îmân, aşk heyecânı içinde kaynaştığı ihtişamlı mübârek bir ibâdettir. hac, Hazret-i İbrâhîm ve Hazret-i İsmâîl -aleyhimesselâm-’ın tevekkül ve teslîmiyyetinden hisse alabilmek, içimizdeki nefs denilen düşmanı ve dışımızdaki şeytanî temâyülleri taşlayabilmek, sınıf farklılığından sıyrılıp kefen iklîmine girerek Rabbe ilticâ edebilmek, kıyâmetin o dehşetli manzarasının hissiyâtıyla ürpermek, müslümanlar arasındaki uzak ve yabancı toplulukları bir araya getirmek, bir îmân kardeşliği kurmatır. Diğer mânâda hac, beden elbisesinden sıyrılıp rûhun derinliğine nüfûz ederek nefsânî kasırgalardan kurtulmağa çalışmaktır. 

Hacc-ı Mebrur

Hz. Ebû Hureyre dedi ki; Peygamber sallellahu aleyhi ve sellem’e;
- En üstün amel nedir? diye soruldu.
-
Allah ve Resûlüne inanmaktır, buyurdu.
- Sonra nedir? denildi.
-
Allah yolunda cihad etmektir, cevabını verdi.
- Sonra hangisidir, diye soruldu. O’da;
-
Mebrur(Allah katında makbul olan) olan hacc’tır, buyurdu( Buharî, iman 18;)

Mebrur; makbul, , gereklerine uygun olarak yerine getirilmiş, günah ve isyan karıştırılmamış; sonrası, öncesinden daha iyi, zulüm ve ihanetten arındırılmış, ihlas ve samimiyetle sırf Allah için ifa edilmiş olan … gibi manalara gelmektedir.

haccı Mebrûr’un alameti: hacının Kabe’den, dünyayı terkederek, ahirete rağbetle dönmesidir. haccı mebrûr’dan dönen kişinin günahları affedilir,

Aynı zamanda bu af dileme, Hazret-i Âdem ile Havvâ vâlidemizin Arafât Vâdisi’nde buluşup ağlaşarak istiğfâr etmelerinin bir sembolüdür.

Öyle ki, ihsân ve keremi sonsuz olan Cenâb-ı Hakk, onların duâlarını kabûl etmenin yanında, bir de onların neslinden olup kıyâmete kadar her sene aynı gün ve saatte oraya gelip af dileyecek olanların hepsini de afvetmek va’d ve lutfunda bulunmuştur.

MÜZDELİFE; Kur’ân-ı Kerîm’de işâret edilen “el-Meş’aru’l-Harâm”ın rûhâniyetiyle rahmet tezâhürlerinin dolu olduğu bir mekândır.

MİNA Hazret-i İbrâhîm ve Hazret-i İsmâîl’in şeytana karşı muzaffer oldukları bir teslîmiyyet ve tevekkül mekânıdır.

HAC GEÇMİŞ GÜNAHLARA KEFFARETTİR

Haccın geçmiş günahlara keffaret olduğu Peygamber Efendimiz tarafından bildirilmiştir:

من حج لله فلم يرفُث ولم يفسُق رحع كيوم ولدته أمُّهُ

“Kötü sözler söylemeden ve günah işlemeden hacceden anasından doğduğu gündeki gibi günahsız olarak (memleketi ne) döner.(Buhari, Müslim Nesai)

العمرة إلي العمرة كفارة لما بينهما والحج المبرور ليس له جزاء إلا الجنة

Umre ve hacc, fakirlik ve günahları; körüğün kömür, altın ve gümüş tozlarını temizlediği gibi ortadan kaldırır!((Buhari, Müslim Nesai))

hac, insan rûhunun âhengini, iklîmini ve rengini bulduğu, aslî hüviyetini kazandığı, mânevî feyz yağmurlarıyla temizlenip arındığı ve hakîkatine erdiği rûhâniyet tezâhürleriyle dolu bir ibâdettir.

MEKKE MDİNE MÜBAREK MEKANLARDIR

haccın îfâ edildiği mübârek mekânlar ise, ulvî bir âlemin rûhâniyet iklîmleridir.

ARAFAT; bir af dileme ve ilticâ makâmıdır. mahşerin bir benzerini bu âlemde yaşatarak; “Ölmeden evvel ölünüz!” sırrının hakîkatine vesîle olan bir yerdir.

Arafât, kabirlerden kıyâmet sabâhına kalkışı ve fevc fevc mahşer meydanında toplanışı hatırlatır. Bütün kullar, Allâh’ın huzûrunda âciz, muhtaç bir şekilde afv beklerler.

SAFA VE MERVE TEPELERİ; bugünkü zemzem kuyusunun bulunduğu noktada susuzluktan bunalmış olan İsmâîl -aleyhisselâm-’ın vâlidesi Hazret-i Hacer’in telaş ve heyecan içerisinde su bulmak maksadıyla gidip geldiği iki mübârek tepedir ki, bize o beşerî acziyyet ile Cenâb-ı Hakk’a ilticâyı hatırlatmak için hac menâsikinde “sa’y” adıyla yerini almış bir rükündür..

KABE; Cenâb-ı Hakk’ın Kur’ân’ da “Secde et ve yaklaş!” (el-Alak, 19) buyruğu ile ikâmesini emrettiği namaz ibâdetinin istikâmet hedefidir. Aynı zamanda bütün müslümanların müştereken teveccüh ettiği nokta; yâni İslâm dünyâsının nabzının attığı yerdir. İnsandaki tecellî-i ilâhînin nazargâhı kalb; kâinâttakinin ise Kâbe’dir. Yâni Kâbe, bir mânâda insan vücûdundaki kalb mesâbesindedir.

Kâbe’deki “hacer-i esved” de, selâmlanıp öpülen ve Allâh’a bey’at ile 

kulluk sözünün verildiği mübârek taştır. Onu selâmlamak, aynı zamanda bütün nefsânî temâyüller ve şeytânî yönelişlerden el çekmeye söz vermektir.

اِنَّ اَوَّلَ بَيْتٍ وُضِعَ لِلنَّاسِ لَلَّذى بِبَكَّةَ مُبَارَكًا وَهُدًى لِلْعَالَمينَ

şüphesiz âlemler için çok feyizli ve ayn-‎ hidayet [hidayet kaynaً] olmak üzere, konulan ilk ev (mabed) elbette Mekke’de oland‎r. (Âl-i İmrân, 96-)

MEDİNE; Resulullah’ın islamı yaydığı,ömrünün büyük bölümünü geçirdiği ve şimdide mübarek kabirlerinin bulunduğu mübarek bir beldedir.

İmâm Mâlik Hazretleri’ne göre, Kabr-i Şerîf’in bulunduğu yer, Kâbe’den bile daha kudsîdir. Çünkü bütün kâinât, O’nun için halkolunmuş ve O’na ithâf edilmiştir.

Zira Efendimiz -sallâllâhü aleyhi ve sellem-:

Beni vefâtımdan sonra ziyâret eden kimse, sanki beni hayâtımda ziyâret etmiş gibidir!” buyurmuşlardır.

HAC YAPMADA ACELE EDİLMELİDİR

Çünkü bu ibâdeti ihmâl durumu, onu küçümseme mânâsı taşımaktadır.

hac, ömürde bir defadır diye te’hîr etmek, çok yanlış olur. Nitekim Allâh Rasûlü -sallâllâhü aleyhi ve sellem- buyururlar:

من أراد الحج فليتعجل فإنه قد يمرض المريض وتضل الراحلة وتعرض الحاجة

“Haccetmek isteyen kimse acele etsin,geriye bırakmasın .Çünkü zaman geçtikce ya hasta olur,ya bineği kaybolur,yahutta ihtiyaçları ortaya çıkar.” 

Haccın hakîkatine ulaşabilmek için merhamet dolu engin bir gönle sâhip olmaktır.

*İnsanları incitmemek

*Sabırlı olmak

Mevlânâ aşağıdaki şu hikâyesi ile ifâde eder:

“Ümmetin büyüklerinden Bâyezîd-i Bistâmî, hac ve umre îfâsı için Mekke’ye doğru sür’atle gidiyordu. Yolda gözleri dünyâya âmâ, kalbi ise güneş gibi ışık saçan bir pîre rastladı.”

“Pîr ona: «-Ey kişi, nereye gidiyorsun? Gurbet eşyâsını (yâni bedenini) nereye taşıyorsun?» dedi”

“Bâyezîd de: «-hacca gitmek niyetindeyim; iki yüz dirhem de param var.» dedi.”

“Pîr o kişiye dedi ki: -Ey kişi! O dünyâlığının bir miktârını Allah yolundaki muhtaçlara, garîblere, bîçârelere dağıt! Onların gönüllerine gir ki; rûhunun ufku açılsın! Ölümsüz bir ömre kavuş! İlk defâ gönlüne haccettir! Ondan sonra ince bir gönülle o nâzik hac yolculuğuna devâm et!..”

“Çünkü Kâbe, Cenâb-ı Allah’ın hâne-i birri, yâni ziyâreti İslâm’ın şartlarından biri olarak farz olan, bir beyttir. Lâkin insan kalbi, bir sır hazînesidir.”

“Kâbe, Âzeroğlu İbrâhim’in binâsıdır. Gönül ise, “Celîl” ve “Ekber” olan Allah’ın nazargâhıdır.”

“Eğer sende basîret varsa, gönül Kâbe’sini tavaf et!. Topraktan yapılmış sandığın Kâbe’nin asıl mânâsı gönüldür.”

“Cenâb-ı Hakk, görünen, bilinen sûret Kâbe’sini tavaf etmeyi, kirlilikten temizlenmiş, arınmış bir gönül Kâbe’si elde edesin diye sana farz kılmıştır.”

“Şunu iyi bil ki, sen Allah’ın nazargâhı olan bir gönlü incitir, kırarsan, Kâbe’ye yaya olarak da gitsen, kazandığın sevâb, gönül kırmanın günâhını dengeleyemez..”

“Şu hadîs-i kudsîye dikkat et: «Yerler ve gökler beni içine alamadı. Lâkin mü’min olan, temiz ve günâhlardan kurtulmuş kulumun gönlü beni kapladı.»”

hac vakti olunca Kâbe’yi ziyâret ve tavaf maksadı ile git! Bu maksadla gidersen, Mekke’nin hakîkatini görmüş olursun!..”

Abdullah ibni Mes’ud radıyallahü anh anlatır:

- Bir def’asında, biz peygamber sallalahü aleyhi ve sellem ile birlikte Minada bulunuyorduk. Bir ara Yemenden bir kafile geldi. Bunlar sallallahü aleyhi ve sellem’e hitaben:

- Analar, babalar sana feda olsun ya Resûlallah! Bize haccın faziletini anlatır mısınız? dediler.

Resulü ekrem sallahü aleyhi ve sellem de “Peki, anlatayım!” buyurdu ve hemen söze başlayarak şunları söyledi:

- Kim olursa olsun hacc yahut umre yapmak maksadıyla evinden çıkan ve yola düşen bir kimsenin her adım kaldırıp indirdikçe günahları dökülür. Hem de tıpkı güz’ün ağaç yapraklarının dökülmesi gibi.

Medine’ye gelip, selam verip, benimle musafaha ettiği anda melekler de onunla selamlaşarak musafaha ederler. Zülhuleyfeye gelip yıkandığında onlar da onu günahlardan temizler. İki yeni elbiseyi (ihramı) giyince Allah da onun iyi amellerini yeniler. Lebbeyk Allahümme lebbeyk dediği zaman Allah da ona, lebbeyk ve sa’deyk diyerek yani “Ey kulum seni dinliyor, sana bakıyorum!” diyerek mukabele eder. Mekkeye girip Kabe’yi ziyaret ettiği ve Safa ile Merve arasında sa’y ettiği zaman Allah kendisini çok hayırlara ulaştırır. Arafatda durarak hacetlerini isterken seslerini yükselttikleri sırada, Allah onlarla yedi kat meleklerine

karşı öğünür ve der ki:

- Ey benim meleklerim, ey benim göklerimin sakinleri! Görmüyor musunuz? Benim kullarım uzak mahallerden benim için gelmişler.

Saçları dağınık, toz toprak içindeler. Varlarını yoklarını benim uğrumda harcamışlar, bedenî sıkıntılara düşmüşler. İzzetim, Celalim ve Keremim hakkı için söylüyorum ki, onların iyiliklerinin yüzü suyu hürmetine günahlarını da affedeceğim. Sonra her birini sanki analarından yeni doğmuşcasına günahtan temizleyeceğim. Taş attıkları, ve Kabeyi ziyaret ettikleri zaman ise arş içinden gelen bir ses şöyle der:

“Bağışlanmış olarak dönünüz. Yeniden hayata başlayınız ve güzel ameller işleyiniz.”

duası müstecabdır. Bu sebeble, hacdan dönen kişinin duasına mazhar olmak için çaba sarfetmek ve ondan günahların afvı için dua etmesini istemek müstehabdır.

İmam-ı Azam hazretlerinin binlerce talebesi ve başka meşgaleleri olduğu halde, haccın ehemmiyetine binaen vaktinin yarısı yahut üçte birini hac seferine tahsis etmişti. Halbuki o zamanki şartlar altında deve üzerinde Bağdad’dan Mekkei Mükerreme ve Medinei Münevvere yi ziyaret etmek zordu. Bunun ne kadar meşakkatli bir sefer olduğunu teemmül edelim. Bu şekilde, bir rivayete göre kırk bir diğer rivayete göre elli üç kere hac etmişlerdir Allah dostları fırsat düştükçe hacca gitmeyi büyük ganimet bilmişlerdir.

DUA

Cenâb-ı Hakk, bizlere Harameyn’in rûhâniyetinden istifâde ederek yanık bir gönülle Allâh Rasûlü’nü ziyâret nasîb buyursun!

Senin Peygamberin: “Âdâbına riayet ederek yapılmış bir haccın mukabili cennetten gayri bir şey değildir; mükâfatı cennettir.” buyurdu; bizi cenneti kazananlardan eyle yâ Rabbi!..

Haccını makbûl, mebrûr bir hac olarak yapıp, gidip gelenlerden eyle yâ Rabbi!..

Arafat’ta baş açık, boynu bükük sana kaldırdığımız ellerimizi, yaptığımız duaları reddetme yâ Rabbi!

Hacca gitmiş olan kardeşlerimize, tekrar tekrar gitmelerini nasîb eyle yâ Rabbi!.. Gitmemiş olanlara da şartlarını ihsân eyle yâ Rabbi!.. Maddeten ve mânen zengin eyle yâ Rabbi!..

Cümlemize sıhhat ü afiyetler ihsân eyle yâ Rabbi!.. Zikrinde, şükründe, hüsn-ü ibâdetinde bizleri muvaffak eyle yâ Rabbi…

Cümlemize hüsn-ü hâtimeler nasîb eyle yâ Rabbi!.. Hayırlı uzun ömürlerle muammer olduktan sonra, buyurun beraber diyelim:

Arş-ı A’lâ’nın gölgesinde, nurdan minberlerde gölgelenen, istirahat eden bahtiyarlardan eyle yâ Rabbi!..

Senin cemâlini gören, selâmına eren bahtiyarlardan eyle yâ Rabbi!.. AMIN !!!

Yorumlar

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>